Hıristiyanlık ve Müslümanlık
9.yüzyılda Kapadokya Hıristiyanlığın önemli merkezlerindendir. Müslüman Türk topluluklarının Anadolu’ya yerleşmeye başlamasıyla bölgenin etnik ve dini yapısında değişim yaşanma başlanmıştır. Hıristiyanlık Türk egemenliğinden sonra da yörede varlığını sürdürmüştür. 1924 nüfus mübadelesine kadar bölgenin nüfusu Müslümanlardan ve Ortodoks Rumlardan oluşmaktadır. XI,yüzyılda önemi azalan dini merkezlerin XIII.yüzyılda tekrar canlanmaya başladığı görülür. Bunda Anadolu Selçuklu Devletinin hrıstiyanlara tanıdğı dini özgürlüklerin etkisi büyüktür. Ancak, XIII.yüzyılda yapılan freskler, öncekilerin kötü birer kopyasıdır. Bu dönemde yörede yaşayan hıristiyanların Bizans kültür merkezleriyle ilişkileri azılmış, geleneksel süsleme sanatları unutulmuştur. Bir süre sonra Kapadokya Hıristiyanları dil bakımından da Türkleşmişler, Rumcayı unutmuşlardır. Texier, Ürgüp’te yaşayan rumlarla ilgili olarak, bunların Batı Anadolu Rumlarından tamamıyla ayrıldığını, dillerinin Türkçe, dinlerinin hıristiyanlık olduğunu yazmaktadır. Kapadokya bölgesine XI.yüzyıldan itibaren gelmeye başlayan Müslüman Türkler, XVIII.yüzyılda Damat İbrahim Paşa’nın yürüttüğü bayındırlık ve nüfus politikalarıyla bölgede çoğunluk haline gelmişlerdir. Selçuklu uygarlığı sağlam ve bakımlı yolları, taş köprüleri, kervansarayları, cami, medrese, kütüphane, hamam ve saraylarıyla Ortaçağ‘ın ileri bir medeniyetidir.
Selçuklularda mekan ve kültür birliği Roma ve Bizans uygarlıklarında olmayan yeni bir boyut kazınmıştır. Romalılar, taş yollarla mekan birliği sağlamışlar ancak birinin Kapadokya’da bulunduğu 25′e yakın eyalette toplumlar yaşamlarını eskisi gibi sürdürmeye devam etmişlerdir. Türk, Arap, İran, Anadolu ve Bizans kültürlerinin yeni bir sentezi olan Selçuklu kültürü daha önce sağlanamayan birliği sağlamıştır. Selçuklular bu kültürlerden etkilenmiş ancak kendi orjinal kültürleri de geliştirmişlerdir. Selçuklu sanatının özgünlüğünü Orta Asya’dan getirdikleri öğeler oluşturur. Türbeler, Türk çadırının taş yapılara dönüştürülmüş yeni bir yorumudur. Çinicilik, ağaç işçiliği, minyatür bir sentezin ürünüdür. Selçuklular’ın Kapadokya’daki en belirgin izleri, ticaretin gelişmesinin hem medeni hem de sonucu olan kervansaraylardır. Kervansaraylar savaş zamanında kuleleri ve yüksek duvarları ile kale olarak savunma hizmetinde kullanılmışlar, diğer zamanlarda seyahat eden tacirlere konfor ve emniyet sağlamışlardır. Anıtsal giriş kapılarının mimarlık süsleri Selçuklu-Türk sanatının en özgün yönüdür.
Gerek yüksek kapıları gerekse kapıların süsleme unsurları bakımından gotik tarzda yapılmış kiliselerle benzerliği dikkat çekicidir. Kuzey Avrupa’da moda olmuştur. Ayrıca Selçuklular zamanında özellikle şehir merkezlerinde, Kapadokya Bölgesinin imar faaliyetlerine önem verilmiştir. Kapadokya’nın 1515 yılında Osmanlı topraklarına katılmasından sonra Özkonak’ta Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırılan köprü dışında yörede önemli bir mimari esere rastlanmamaktadır. Özellikle Nevşehir’in mimari ve zenginleşmesi 18.yüzyılda Damat İbrahim Paşa eliyle gerçekleşmiştir. Damat İbrahim Paşa küçük bir köy olan Muşkara’yı bayındırlık eserleriyle donattıktan sonra, buraya kişiliğine ve dönemine uygun olarak Nevşehir adını vermiştir.
Damat İbrahim Paşa dışında Karavezir lakaplı Silahtar Seyyid Mehmet Paşa da memleketi olan Gülşehir’de (Arapsun) önemli eserler bırakmış olan bir Osmanlı sadrazamıdır. Ancak, sadrazamığın ilk yıllarında hayatını kaybettiği için,başlattığı imar faaliyetleri yarıda kalmıştır. Kapadokya’nın müslüman Türk toplumlara ev sahipliği yaptığı dönemde iki kişi vardır ki, hem bölgenin hem de genel olarak toplumun ve devletin kaderi üzerinde etkili olmuşlardır. Bunlardan biri Hacı Bektaş-ı Veli, diğeri Osmanlı Devletinin Lale Devri Sadrazamı Damat İbrahim Paşa’dır.


Son Yorumlar