İÇ ANADOLU TÜRKÜLERİ

Yöremize Özgü Türkülerimiz ve Bunların Oluşum Hikayeleri

Ynt: İÇ ANADOLU TÜRKÜLERİ

Mesajgönderen cengiz » 05.05.2006, 01:36

Yandım Hudey Türküsü (Türkmen Gelini) - İç Anadolu yöresi

Ev damına girdim aney,yandım hudey diley diley
Elleri hamur.
Gözünden akıyor bir sulu yağmur oy
Baba nerden aldın aney yandım hudey diley diley
Sen bu gelini

Odasına girdim kahve büşürür oy
Kınalı parmaklar aney yandım hudey diley diley
Fincan düşürür
Seni gören aşık aklın şaşurur oy
Baba nerden aldın aney, yandım hudey diley diley
Sen bu gelini

Odasına girdim namaz’a durmuş oy
Kaşları gözleri aney, yandım hudey diley diley
Kendine uymuş
Seni gören aşık aklın şaşurmuş oy
Baba nerden aldın aney, yandım hudey diley diley
Sen bu gelini

Keten köynek giymiş yakası nazük oy
Koluna yapturdum aney, yandım hudey diley diley
Altun bilezük
Öpmeye kıyamam sevmeye yazuk oy
Baba nerden aldın aney, yandım hudey diley diley
Sen bu gelini

Bacasından çıkmış ayvanın dal’ı oy
Yüzüne de vurmuş aney,yandım hudey diley diley
Yazmanın alı
İşte görünüyor dünyanın halı oy
Baba nerden aldın aney, yandım hudey diley diley
Sen bu gelini
Elleri kınalı aney, Yandım hudey dily diley
Taze gelini

Anonim
cengiz
Kayıtlı Kullanıcı
Kayıtlı Kullanıcı
 
Mesajlar: 1353
Kayıt: 14.02.2006, 11:25
Konum: İstanbul


0 kez teşekkür etti.
0 mesajına 0 teşekkür aldı.

Ynt: İÇ ANADOLU TÜRKÜLERİ

Mesajgönderen cengiz » 05.05.2006, 01:37

Yanık Kerem - Orta Anadolu yöresi

Seyretsem de yari gerçek göremem
Tutuşup aşkınla kül olmayınca
İstesem de yare doğru varamam
Gönülden gönüle yol olmayınca

Hasretin çeksem de sevdası hoştur
Güzeli gösteren göz ile kaştır
Sevdası olmayan yürekler boştur
Yarin aşkıyılan dol’olmayınca

Kerem der ki dağ üstüne dağ olmaz
Ah çekenin yüreğinde yağ olmaz
Elin kızı gelip sana yar olmaz
Varıp kapısına kul olmayınca

Söz: Neş'et Ertaş Müzik:Muharrem Ertaş
cengiz
Kayıtlı Kullanıcı
Kayıtlı Kullanıcı
 
Mesajlar: 1353
Kayıt: 14.02.2006, 11:25
Konum: İstanbul


0 kez teşekkür etti.
0 mesajına 0 teşekkür aldı.

Ynt: İÇ ANADOLU TÜRKÜLERİ

Mesajgönderen cengiz » 05.05.2006, 01:41

Yarim İstanbul'u Mesken Mi Tuttun? - İç Anadolu yöresi

Yarim İstanbul'u mesken mi tuttun aman
Gördün güzelleri ben unuttun aman
Beni evinize köle mi tuttun aman

Gayri dayanacak özüm kalmadı aman
Mektuba yazacak sözüm kalmadı aman

Yarim sen gideli yedi yil oldu aman
Diktigin fidanlar meyveye döndü aman
Seninle gidenler silaci oldu aman

Gayri dayanacak özüm kalmadı aman
Mektuba yazacak sözüm kalmadı aman

Anonim
cengiz
Kayıtlı Kullanıcı
Kayıtlı Kullanıcı
 
Mesajlar: 1353
Kayıt: 14.02.2006, 11:25
Konum: İstanbul


0 kez teşekkür etti.
0 mesajına 0 teşekkür aldı.

Ynt: İÇ ANADOLU TÜRKÜLERİ

Mesajgönderen cengiz » 05.05.2006, 01:43

Yedi yaşında girdim ilim dersine - Kırşehir yöresi

Yedi yaşında girdim ilim dersine,
Onikisinde döndü işim tersine, Onsekizinde girdim aşkın kursuna,
Düştüm bülbül gibi figana yattım.

Ondokuzunda ateş düştü özüme,
Rüyada bir sima çarptı gözüme,
Yirmisinde düzen verdim sazıma, Düştü garip başım sevdaya yarab.


AŞIK SEYFULLAH
cengiz
Kayıtlı Kullanıcı
Kayıtlı Kullanıcı
 
Mesajlar: 1353
Kayıt: 14.02.2006, 11:25
Konum: İstanbul


0 kez teşekkür etti.
0 mesajına 0 teşekkür aldı.

Ynt: İÇ ANADOLU TÜRKÜLERİ

Mesajgönderen cengiz » 05.05.2006, 01:43

  Yemen - Kırşehir yöresi

Bir alay askerdik bindik gemiye
O gemi götürür bizi Yemen'e
Şükür o Yemen'de geri dönene

Yemen'e de benim ağam Yemen'e
Ateş düştüğü yeri yakar kime ne.

Susmuş konuşmuyor ağzında dili
Yirmisinde solmuş tomurcuk gülü
Ne yaman yer imiş Yemen'in çölü

Yemen'e de koç yiğidim Yemen'e
Kendim ağlar kendim söyler kime ne.

Kalkmıyor sırt çantam, cephanem ağır
Kimimiz kör olduk kimimiz sağır
Her yana oynuyor İngiliz gavur

Aman padişahım imdat Yemen'e
Şu Yemen'in gailesi bize ne.

Yemen'de de kara haber geliyor
Nice koç yiğitler telef oluyor
Hain Arap arkamızda vuruyor

Türk uşağının kanı akar Yemen'e
Analar bacılar ağlar kime ne.

Hüseyin akıtır kanlı yaşını
Bit pire üşüşmüş yiyor döşünü
Akbabalar konar oyar başını

Gitti gelmez ağam emmim Yemene
Ölen ölür kalan sağlar kime ne

Aşık Hüseyin
cengiz
Kayıtlı Kullanıcı
Kayıtlı Kullanıcı
 
Mesajlar: 1353
Kayıt: 14.02.2006, 11:25
Konum: İstanbul


0 kez teşekkür etti.
0 mesajına 0 teşekkür aldı.

Ynt: İÇ ANADOLU TÜRKÜLERİ

Mesajgönderen cengiz » 05.05.2006, 01:49

Yozgat Sürmelisi - Yozgat yöresi

Of ooof !
Yozgat seni delik delik anam delerim
Kalbur olur toprağını anam elerim
Vay vay anam sürmelim

Eğer sürmelini yitirirsen anam
Koyun olur peşin sıra melerim
Vay vay anam sürmelim

Of oof ! Çamlığın ardında bir yuva yaptım
Yuvamın içinde sürü otlattım
Ben sürmelimi gurbete attım
Vay vay anam sürmelim

Yozgat türkülerinde hasret, sevda ve hepsinden daha çok yayla ve yayla ile ilgili konular işlenmiştir. Yozgat’ı en iyi anlatan “Türkü Yozgat Sürmelisi”dir. Sürmeli Türküsünden bir dörtlük şöyledir.

Dersini almış da ediyor ezber
Sürmeli gözlerin sürmeyi neyler
Bu dert beni iflah etmez del eyler
Benim dert çekmeye dermanım mı var

Anonim
cengiz
Kayıtlı Kullanıcı
Kayıtlı Kullanıcı
 
Mesajlar: 1353
Kayıt: 14.02.2006, 11:25
Konum: İstanbul


0 kez teşekkür etti.
0 mesajına 0 teşekkür aldı.

Ynt: İÇ ANADOLU TÜRKÜLERİ

Mesajgönderen cengiz » 05.05.2006, 02:14

NEŞET ERTAŞ

   

NEŞET ERTAŞ'IN  SÖYLEDİĞİ  TÜRKÜLERDEN BİR DEMEDİNİN SÖZLERİ

KARADIR BU BAHTIM KARA
Söz/müzik:Neşet Ertaş

Karadır bu bahtım kara
Sözüm kar etmiyor yare
Yaktın yüreğimi nara(eyvah ey....)
Kendim ettim kendim buldum
Gül gibi sararıp soldum(Eyvah ey...)

Bilmez yar gönülden bilmez
Akar göz yaşlarım dinmez
Bir kere yüzüme gülmez(eyvah ey...)
Kendim ettim kendim buldum
Gül gibi sararıp soldum(eyvah,ey...)

Söylerim sözüm almıyor
O yar yüzüme gülmüyor
Garip gönlümü bilmiyor(Eyvah ey...)
Kendim ettim kendim buldum
Gül gibi sararıp soldum (eyvah ey...)
   ACEM KIZI
  Söz/müzik: Neşet Ertaş

  Çırpınıp da şanovaya çıkınca
  Eğlen şanovada kal acem kızı
  Uğrun uğrun kaş altından bakarken
  Can telef ediyor gül acem kızı

  Seni saran oğlan neylesin malı
  Yumdukça gözünden döker mercanı
  Burnu fındık ağzı kahve fincanı
  Şeker mi şerbet mi bal acem kızı

  Avrupa kurban olsun kara kaşına
  İngiliz Fransız değmez döşüne
  Amerika Belçika düşmüş peşine
  Bir de Alman kurban bil acem kızı




SEHER VAKTİ
Müzik:Neşet Ertaş

Seher vakti çaldım yarin kapısın
Baktım yarin kapıları sürmeli
Hoş bulmadım otağının yapısın
Çıka geldi bir gözleri sürmeli

Hep gönüller muradıdır aşığın
Nöbetin bekleyen alır keşiğin
Beklemeli o sultanın eşiğin
Günde yüz bin kere yüzler sürmeli

Agahi karıştırır kanı yaş ile
Dost bulunmaz hayal ile düş ile
Yetilmez menzile bu gidiş ile
Hemen aşk atına binip sürmeli

Aslanım eller eller
Kokuyor güller güller
Ne bilsin eller eller
Perişan hallerimi

  HAPİSHANELERE GÜNEŞ DOĞMUYOR
  Bozlak   Söz/müzik:Neşet Ertaş

  Hapishanelere güneş doğmuyor
  Geçiyor bu ömrüm günüm dolmuyor
  Eşim dostum hiç yanıma gelmiyor

     Yok mu hapishane beni arayan
      Bu zindanda öleceğim gardiyan

  Akşam olur kapıları kaparlar
  Birer birer yoklamayı yaparlar
  Bitmiyor geceler olmaz sabahlar

     Yok mu hapishane beni arayan
     Bu zindanda öleceğim gardiyan

  Anamdan doğalı garip kalmışım
  Acı hapishane daha genç yaşım
  Benim zindanlarda neyidi işim

     Yok mu hapishane beni arayan
      Bu zindanda öleceğim gardiyan


ANAM AĞLAR BAŞUCUMDA OTURUR
Söz/müzik:Neşet Ertaş

Anam ağlar başucumda oturur
Derdim elli iken yüze yetirir
Bu dert beni yiye yiye bitirir

El çek tabip el çek benim yaramdan
Ölürüm kurtulmam ben bu yaradan

Anama babama yüzüm kalmadı
Bir su ver demeye özüm kalmadı
Doktora tabibe lüzum kalmadı

El çek tabip el çek benim yaramdan
Ölürüm kurtulmam ben bu yaradan



  ZAHİDE’M
  Söz/müzik:Neşet Ertaş

  Zahide’m kurbanım n’olacak halim
  Gene bir laf duydum kırıldı belim
  Gelenden gidenden haber sorarım
  Zahidem bu hafta oluyor gelin

  Ezeli de deli gönül ezeli
  Çiçekdağı da döktü m’ola gazeli
  Dolaştım alemi gurbet gezeli
  Bulamadım Zahide’mden güzeli

  Gurbet ellerinde esirim esir
  Zahide’m kurbanım hep bende kusur
  Eğer anan seni bana vermezse
  Nemize yetmiyor el kadar hasır


AŞKIN BENİ DEL’EYLEDİ
Söz/müzik:Neşet ertaş

Aşkın beni del’eyledi
Yaktı yaktı kül eyledi
El aleme kul eyledi
Yar beni beni beni

Mecnunum sahra içinde
Yunusum derya içinde
Eyyubum yara içinde
Sar beni beni beni

Aslı isen Keremi bul
Derde derman vereni bul
Garip gibi viranı bul
Gör beni beni beni

  GÖNÜL DAĞI
  Söz/müzik:Neşet Ertaş

  Gönül dağı yağmur yağmur boran olunca
  Akar can özümden sel gizli gizli
  Bir tenhada can cananı bulunca
  Sinemi yaralar dil gizli gizli

  Dost elinden gel olmazsa varılmaz
  Rızasız bahçanın gülü derilmez
  Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez
  Gönülden gönüle yol gizli gizli

  Seher vakti garip garip bülbül öterken
  Kirpiklerin oku cana batarken
  Cümle alem uykusunda yatarken
  Kimseler görmeden gel gizli gizli


NE GÜZEL YARATMIŞ
Söz/müzik:Neşet Ertaş

Ne güzel yaratmış seni yaradan
Esmesin sevdiğim yeller incidir
Güzelsin sevdiğim gülden goncadan
Uzanmasın sana eller incidir

Kirpiklerin oktur kaşın yay gibi
Gözlerin aklımı etti zay gibi
Cemalin güneşe benzer yüzün ay gibi
Değmesin zülüfler teller incidir



  NEREDESİN SEN
  Söz/müzik:Neşet Ertaş

  Şu garip halimden bilen işveli nazlım
  Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen
  Tatlı dillim, güler yüzlüm, ey ceylan gözlüm
  Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen

  Ben ağlarsam ağlayıp gülersem gülen
  Bütün dertlerim anlayıp gönlümü bilen
  Sanki kalbimi bilerek yüzüme gülen
  Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen

  Sinemde gizli yaramı kimse bilmiyor
  Hiçbir tabip bu yarama melhem olmuyor
  Boynu bükük bir garibim yüzüm gülmüyor
  Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen




AHU GÖZLERİNİ SEVDİĞİM DİLBER
Söz:Karacaoğlan
Müzik:Muharrem Ertaş

Ahu gözlerini sevdiğim dilber
Sana bir sözüm var diyemiyorum
Bilmem deli miyim, mecnun gezerim
Sırrımı ellere veremiyorum

Helal olsun al yanaktan aldığım
El uzatıp gonca gülün derdiğim
İnce belin, tatlı dilin sevdiğim
Kırılsın kollarım duramıyorum

Al yanaltan aldığım azıktır
Tarama zülfünü gönlüm bozuktur
Öksüzüm garibim bana yazıktır
Destursuz yanına varamıyorum.

  DANE DANE BENLERİ VAR
  Söz/müzik:Neşet Ertaş

  Dane dane benleri var yüzünde
  Can alıcı bakışları gözünde
  Bin bir tat var edasında nazında
  Dünyada yardan tatlı var m’ola
  Sallanı sallanı gelen yar m’ola

  Küpeleri ağır düşer kulaktan
  Zülüfleri tel tel olmuş yanaktan
  Ağzı şeker bal akıyor dudaktan
  Dünyada yardan tatlı var m’ola
  Sallanı sallanı gelen yar m’ola

  Ağır barhanası vardır elinde
  Tatlı kelam gelir yarin dilinde
  Kemer olsam sevdiğimin belinde
  Dünyada yardan tatlı var m’ola
  Sallanı sallanı gelen yar m’ola


ZÜLÜF DÖKÜLMÜŞ YÜZE
Söz/müzik:Neşet Ertaş

Zülüf dökülmüş yüze
Kaşlar yakılmış göze
Usandım bu canımdan (aman aman)
Derdinle geze geze

Gün doğdu aştı böyle
Gönlümüz coştu böyle
Sen orada ben burda (aman aman )
Ömrümüz geçti böyle

Bu ellerde gez gayri
Katip ol da yaz gayri
Bir kazma al bir kürek(aman aman)
Mezarımı kaz gayri

  İKİ BÜYÜK NİMETİM VAR
  Söz/müzik:Neşet Ertaş

  İki büyük nimetim var
  Biri anam biri yarim
  İkisini de hürmetim var
  Biri anam biri yarim

  Ana deyip de geçilmez
  O yar anadan seçilmez
  İkisini de kıymet biçilmez
  Biri anam biri yarim

  Birisi var etti beni
  Birisi yar etti beni
  İkisinin de birdir teni
  Biri anam biri yarim


ŞAD OLUP GÜLMEDİM
Söz/müzik:Neşet Ertaş

Şad olup gülmedim eller içinde
Soldu benim gülüm güller içinde
Bir bahtı karayım kullar içinde
Gitti yarim gurbet elden gelmedi

Gurbete gideni gelmez diyorlar
Akar göz yaşları dinmez diyorlar
Öksüzler murada ermez diyolar
İşte benim nazlı yarim gelmedi

  MÜHÜR GÖZLÜM
  Müzik:Neşet Ertaş

  Mühür gözlüm seni elden
  Sakınırım kıskanırım
  Yağan kardan esen yelden
  Sakınırım, kıskanırım

  Havadaki turnalardan
  Su içtiğin kurnalardan
  Giyindiğin urbalardan
  Sakınırım kıskanırım

  Beşikte yatan kuzundan
  Hem oğlundan hem kızından
  Ben seni senin gözünden
  Sakınırım kıskanırım

  Al’İzzeti oncalardan
  Takındığın goncalardan
  Yerdeki karıncalardan
  Sakınırım kıskanırım


KAR MI YAĞMIŞ
Söz/müzik:Neşet Ertaş

Kar mı yağmış yüce dağlar başına
Merhamet eylemez gözlerimin yaşına
Daha değmemiştim onbeş yaşıma
Vurdu felek kırdı kollarımı dalından
Nerelere gidem arz edeyim halimden

Şu dünyanın vefasını görmedim
Geçti cahil ömrüm bir murada ermedim
Eller gibi dem-i devran sürmedim
Vurdu felek kırdı kollarımı dalından
Nerelere gidem arz edeyim halimden



  HAYDAR HAYDAR
  Müzik:Anonim

  Ben melamet hırkasını kendim giydim eynime
  Ar u namus şişesini taşa çaldım kime ne
  (haydar...)

  Gah çıkarım gök yüzüne seyrederim alemi
  Gah inerim yer yüzüne seyreder alem beni
  (haydar...)

  Sofular haram demişler bu aşkın badesine
  Ben doldurur ben içerim günah benim kime ne
  (haydar...)

  Nesimi’ye sormuşlar yarin ile hoş musun
  Hoş olayım, olmayayım o yar benim kime ne
  (haydar)


ŞİRİN KIRŞEHİR
Söz/müzik:Neşet Ertaş

Ana vatanımsın baba yurdumsun
Ozanlar diyarı şirin Kırşehir
Uzak kaldım gurbet elde derdimsin
Hasretin bağrımda derin Kırşehir

Kimi engin, kimi yüksek evleriyinen
Kimi zengin, kimi fakir beyleriyinen
Kazaların, nahiyelerin köyleriyinen
Gönlümün içinde yerin Kırşehir

Feleğin yazdığı kara yazıynan
Çok yürüdüm bağrımdaki sızıynan
Kara kaşlarıynan, kara gözüynen
Aşık etti beni birin Kırşehir

Garibim engince gönüller alan
Aşkı feryadıynan sazını çalan
Ozanlar içinde pirimiz olan
Muharrem Ertaş’tır erin Kırşehir



  DERTLİ YOLDAŞ
  Söz/müzik:Neşet Ertaş

  Ey garip gönüllüm dertli yoldaşım
  Neden belli değil, baharın kışım
  Var mıdır sormazlar ekmeğin aşın

  Zengin isen ya bey derler ya paşa
  Fukura isen ya abdal derler, ya cingan haşa

  Kim onun halını sormuş demezler
  Cahilin gözünde hormuş demezler
  Gariplere kim iş vermiş demezler

  Bağlantı

  Sen de bir insansın insanlar gibi
  Haksız kazancınan sürmedin demi
  İnsanlığın kuralları böyle mi

  Bağlantı

  O Hakk’ı tanımaz kul kandıranlar
  İnsanlığın ne olduğun ne anlar
  İnsanlık varlıkla olur sananlar

  Boş durmak günahtır çalışmak sevap
  Çalış ne duruyon, sen de bir şey yap
  Çoğalır yoldaşın, gör nice ahbap

  Bağlantı

  Garibim engin ol, uyma cahile
  Şeytanın kazancı nafile hile
  Sana at takarlar üzülme bile

  Zengin isen ya bey derler ya paşa
  Fukara isen ya abdal derler,ya cingan haşa


YANIK KEREM
Müzik:Muharrem Ertaş

Seyretsem de yari gerçek göremem
Tutuşup aşkınla kül olmayınca
İstesem de yare doğru varamam
Gönülden gönüle yol olmayınca

Hasretin çeksem de sevdası hoştur
Güzeli gösteren göz ile kaştır
Sevdası olmayan yürekler boştur
Yarin aşkıyılan dol’olmayınca

Kerem der ki dağ üstüne dağ olmaz
Ah çekenin yüreğinde yağ olmaz
Elin kızı gelip sana yar olmaz
Varıp kapısına kul olmayınca




  ALLAH ETMESİN
  Söz/müzik:Neşet Ertaş

  Sevdayı çekip de gönülü bilen
  Gönülsüzün kollarında yatmasın
  Neye yarar sevdadan uzak olan
  Yaşayan ölüdür Allah etmesin

  Kerem’den,Mecnun’dan,Kamber’den beri
  Sevda çeken bilir, gönüllü yari
  Kapını çalmadan ölüm haberi
  Sev seveni gözün açık gitmesin

  Aşk irade gönüller sultan olsun
  Gönül aradığın gönlünce bulsun
  İsterim ki herkes muradın alsın
  Zalim felek buna mani olmasın

  Garibim gönülsüz yare varılmaz
  Gönülsüz gövdeye kollar sarılmaz
  Ömür biter buna karşı durulmaz
  Ömür bitsin, bu sevdalar bitmesin


DÜNYA
Söz/müzik:Neşet Ertaş

Yürü durma yürü yolundan olma
Eğlenip bir yerde kalmayan dünya
Zaten ben garibim anadan doğma
Garibin gönlünü bilmeyen dünya

Yad ellere güller verdin, gül verdin
Şirin sohbet, tatlı tatlı dil verdin
Benim yüreğime doldu ben derdin
Birazına ortak olmayan dünya

Dünyanın kahrını çektirdin bana
Nicesine boyun büktürdün bana
Ağlattın göz yaşı döktürdün bana
Bir kere gönlümü almayan dünya

Aşk kazanı yüreğine kaynasın
Baksın seyreylesin gönül aynasın
Gayri bundan sonra gülsün oynasın
Neyleyim şu benim olmayan dünya

  BÜLBÜL
  Müzik:Muharrem Ertaş

  Bilmem neden böyle soldun
  Niçin düştün zara bülbül
  Yoksa yardan mı ayrıldın
  Belli bahtın kara bülbül

  Ne kadar perişan halin
  Bahçede mi soldu gülün
  Gel seninle arayalım
  Derdimize çare bülbül

  Böyle garip garip ötme
  Beni deli mecnun etme
  Yeter gayri feryad etme
  Dur yüreğim yare bülbül


BİLEBİLSEYDİ
Söz/müzik:Neşet Ertaş

İnsanlar kendini bilebilseydi
Dünyada haksızlık kavga olmazdı
İnsan doğan yine insan ölseydi
Belki de dünyada hayvan kalmazdı

Hayvanlar yabanda sürüsüyünen
Geçinemez biri birisiyen
İnsan cennetinin hurisiyinen
Sevişseydi Hak yabana salmazdı

Tüm canların hak olduğun bilmese
Hakkın aşkı yüreğine dolmasa
O güzel cemale aşık olmasa
Kul Garib’im bu sazını çalmazdı



  GARİPLER
  Söz/müzik:Neşet Ertaş

  Gine boranlı dağlar
  Bozulmuş viran bağlar
  Orda bir garip ölse
  Garip olanlar ağlar

  Kalmış gurbet elinden
  Acı türkü dilinden
  Garip olmayan bilmez
  Gariplerin halinden

  Garibin yüzü gülmez
  Derdini kimse bilmez
  Bir kenarda kalsa da
  Halini soran olmaz

  Bir de dünyaya geldik
  Ne ağladık ne güldük
  İnsan geldik dünyaya
  Biz niye garip olduk


HOYRATI ALEMDE
Söz/müzik:Neşet Ertaş

Hoyratı alemde kadere boyun
Zulmeyledi felek büktürdü bana
Yokluğun yükünü sardı sırtıma
Çekilmez çileler çektirdi bana

Zalim kader omuzumdan inmedi
Talihimde istediğim olmadı
Kahpe felek hiç halimden bilmedi
Ağlattı göz yaşı döktürdü bana

Garibim dünyada gülmedi yüzüm
Kahretti ağladı her iki gözüm
Kadere, talihe, feleğe sözüm
Ölmeden kefenim diktirdi bana
cengiz
Kayıtlı Kullanıcı
Kayıtlı Kullanıcı
 
Mesajlar: 1353
Kayıt: 14.02.2006, 11:25
Konum: İstanbul


0 kez teşekkür etti.
0 mesajına 0 teşekkür aldı.

Ynt: İÇ ANADOLU TÜRKÜLERİ

Mesajgönderen cengiz » 05.05.2006, 02:17

BOZKIR’IN TEZENESİ
    TÜRKÜ BABA  NEŞET ERTAŞ



1960’lı yıllardan itibaren ismi bağlama ile birlikte anılan, sadece geniş halk kesimlerinde değil, ciddi musiki çevrelerinde de taktir ve hayranlıkla dinlenen Neşet Ertaş’ı farklı bir bağlamda değerlendirmek gerekiyor. Çünkü o da aslında tam bir yöre sanatçısı, yani mahalli bir sanatçı olmasına rağmen yaygın şöhreti ve söylediği türkülerin popülaritesi ile ülke genelinde tanınan biri olarak diğerlerinden ayrılır.

    İşte Neşet Ertaş Orta Anadolu bozkırlarının tam göbeğinde, “ay dost deyince yeri göğü inleten” gönül delisi bir babanın evladı olarak 1938’de Kırtıllar’da dünyaya gelir. Hiç çocuk sahibi olamadığı ilk karısı Hatice’yi genç yaşında kaybeden Muharrem Ertaş, ikinci evliliğini Kırtıllar köyünden Döne ile yapar ve bu evlilikten, Necati, Neşet, Ayşe, Nadiye ve muhterem adında beş çocuğu olur. Kırtıllar nüfusunun tamamı abdallardan ibaret olan bir aşiret köyüdür. Köyün çevrede “abdallar” adıyla anılması da bundan olsa gerek. Daha altı yedi yaşlarında iken, kendisini yöre düğünlerinin aranılan sanatçı  babası Muharrem Ertaş’ın sazı önünde oynarken bulan Neşet Ertaş, hayatını, bir nevi hayat destanı diyebilceğimiz 1960’lı yıllarda yazdığı uzun bir şiirinde şöyle anlatır.

TÜRKÜ BABANIN HAYAT DESTANI ŞİİRİ

Bin dokuzyüz otuzsekiz cihana
Kırtıllar köyünde geldin dediler
Babama Muharrem, anama Döne
Dediysen Ata’yı bildin dediler

 
Dizinde sızıydı anamın derdi
Tokacı saz yaptı elime verdi
Yeni bitirmiştim üç ile dördü
Baban gibi sazcı oldun dediler


O zaman babamdan öğrendim sazı
Engin gönül ile Hakk’a niyazı
O yaşımda yaktı bir ahu gözü
Mecnun gibi çölde kaldın dediler

 
Zalım kader devranını dönderdi
Tuttu bizi İbikli’ye gönderdi
Babam saz çalarken bana zil verdi
Oynadım meydanda köçek dediler



Anam Döne İbikli’de ölünce
Tam beş tane öksüz yetim kalınca
Beşimiz de Perişan olunca
Babamgile burdan göçek dediler


 
Yürüdü göçümüz Tefleğe doğru
Bu hali görenin yanıyor bağrı
Üç aylık çoçuğun çekilmez kahrı
Bunlara bir ana bulun dediler


Yozgat’ın Kırıksoku Köyü’ne  vardık
Bize ana yok mu diyerek sorduk
Adı Arzu dediler bir ana bulduk
İşte bu anadır buldun dediler


 
En küçük kardaşı kayıp eyledik
Onun için gizli gizli ağladık
Üstelik babamı asker eyledik
Yine öksüz yetim kaldın dediler


Zalım kader tebdilimi şaşırttı
Heybe verdi dalımıza devşirtti
Yardım etti Yerköy’üne göçürttü
Biraz da burada kalın dediler

 
Yerköy’den Kırıkkale’ye geldik
Babam saz çalarken biz çümbüş aldık
Kırşehir’e varınca kemanı çaldık
Aferin arkadaş çaldın dediler


Yarin aşkı ile arttı hep derdim
Babamı bir yere dünür gönderdim
Başlık çok istemişler haberin aldım
İstemiyor yarin seni dediler

 
Kırşehir’de yedi sene kalınca
Düğün düzgün hepsi bize gelince
Burada herkese yer daralınca
Ankara’ya gider yolun dediler


Ankara’da (sünnetçi) Veysel Usta’yı buldum
Epeyce eğleştim, evinde kaldım
Yüz lirayı verip bir yatak aldım
Etti isen böyle buldun dediler

 
Bir ev kiraladım münasip yerde
Kaldı kavim kardaş hep Kırşehir’de
Bu aşk hançerini vurdu derinde
Çaresini bulamazsan ölün dediler


Yarin aşkı ile döndüm şaşkına
Arada içerdim yarin aşkına
Canan acımaz mı garip dostuna
Buna da içeriye alın dediler

Bu hasretlik  duygusu Türkü babanın sanatına olumlu etki yaparak, memleketin taşına, toprağına, insanına hasret ve özlemle dolu pek çok türkünün doğmasına sebep oldu.

Ana vatanımsın, baba yurdumsun
Ozanlar diyarı şirin Kırşehir
Uzak kaldım gurbet elde derdimsin
Hasretin bağrımda derin Kırşehir.
    Feleğin yazdığı kara yazıynan
    Çok yürüdüm bağrımdaki sızıynan
    Kara kaşlarıynan, kara gözüynen
    Aşık etti beni birin Kırşehir


    Gerçekten de “gönül” kelimesinin Ertaş’ın şahsi lügatinde çok özel bir yeri var. O adeta, tıpkı Yunus gibi, Hacı Bektaş-i veli gibi kendisini”gönüller yapmaya” adamış biri...  “gönül”ün geçmediği türküsü yok dense yeri...

Şu garip halimden bilen işveli nazlım
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen
Tatlı dillim, güler yüzlüm, ey ceylan gözlüm
Gönlüm hep seni arıyor neredesin sen

Bir başka türküsünde:

Küstürdüm gönlümü güldüremedim
Baharım güz oldu yazım kış oldu
Gönüle yarini bulduramadım
Baharım güz oldu, yazım kış oldu

Diye dert yanar.

Bir türküsünde babası Muharrem Ertaş’ı “gönül delisi” olarak niteler:

Sazını çalarken kendinden geçen
Gönülden gönüle kapılar açan
Aşkın dolusunu nefessiz içen
Gönül delisini neyledin dünya

Muharrem Babaya ağıt

Uzak yoldan geldim hasretim için
Hani nerde babam Muharrem nerde
Yaralı bülbülüm ses vermez niçin
Yüreği yanığım o kerem nerde
O garip gönüllüm, dertli bakışlım
Feleğin elinde sinesi taşlım
Yüreği yaralım, gözleri yaşlım
Gönül evi yıkık, viranım nerde

Fetholurdu feryadını dinleyen
Feryadı içinde derdin anlayan
Kuşlar gibi viranede ünleyen
Ecinnice deli boranım nerde

Okula gidemedim bu dert benimdi
Hemi benim derdim, hem babamındı
Hemi babam, hemi öğretmenimdi
Garibim dersimi verenim nerde
                            NEŞET ERTAŞ


NEYLEDİN DÜNYA

Ay dost deyince yeri göğü inleten
Muharrem ustaydı bunu dinleten
Gönül kırmazıdı bilerekten, bilmeden
İnsan velisini neyledin dünya
Sazını çalarken kendinden geçen
Gönülden gönüle kapılar açan
Aşkın dolusunu nefessiz içen
Gönül delisini neyledin dünya

Garibim babamdı Muharrem Usta
Bilirim aşıktı sevdiği dosta
“sazımın emaneti...” diyen en son nefeste
Sazın ulusunu neyledin dünya,

                                                  NEŞET ERTAŞ
cengiz
Kayıtlı Kullanıcı
Kayıtlı Kullanıcı
 
Mesajlar: 1353
Kayıt: 14.02.2006, 11:25
Konum: İstanbul


0 kez teşekkür etti.
0 mesajına 0 teşekkür aldı.

Ynt: İÇ ANADOLU TÜRKÜLERİ

Mesajgönderen cengiz » 05.05.2006, 02:31

     Ağıtlar: Ağıt yakma geleneği yaygındır. Aşağıdaki ağıt bir öldürme olayı üstüne 
söylenmiştir.

Akşam oldu da kırat yemez yemini
Çaktım Zikkesini gever gemini               
Ben sürmedim cingan sürsün demini
Beypazarı mesken oldu ilimiz       
Kurt belinden aşar doğru yolumuz   

Körolası cingan nereden geldi
Kuyumcuyum deyi çayıra kondu
Alnı top kaküllü Halili vurdu   
Beypazarı mesken oldu ilimiz   
Kimbilir de nerde kalır ölümüz

Kıratın üstü de bir ulu yayla       
Neyleyim kardaşım kaderim böyle
Varınca perede doğruyu söyle     
Beypazarı mesken oldu ilimiz           
Kimbilir de nerde kalır ölümüz       




         Neşet’in hocalığını babası Muharrem usta yapmıştır.   Neşet Ertaş bunu son  türküsünde  açıkça şöyle dile getirmiştir.

Okula gidemedim, bu dert benimdir
Hemi benim derdim, hem babamındır,
Hemi babam, hem de öğretmenimindir
Yüreği yaralı o kerem nerede   

Uzak yoldan geldim hasretin için   
Yaralı ceylanım ses vermez niçin     
Ecin nice hani boranın nerede   


VİCDANSIZ BİÇERCİYE DEYİŞ

Arayı arayı bulduk bir biçer
Tarlaya girince at gibi kaçar
Üçünü alırda, beşini saçar
İlahi Abdullah gözün kör olsun

Biz bu ekine iki sene çalıştık
Çoluk çocuk topraklara karıştık
Vicdansız birçer'ciye bizde alıştık
İlahi Abdullah gözün kör olsun

Yedin tavuğu da bindin deveye
Gidiyon son vites, tamda leviye
Yarın varınca ben nedeyim köye
İlahi Abdullah gözün kör olsun

Kazancıyın bereketin bulaman
Çok çeken Abdullah sende ölemen
Çocuklarıyın mürüvvetin göremen
İlahi Abdullah gözün kör olsun

Karanlık geçsin hep baharın yazın
Kötürüm olsunda tutmasın dizin
Bakmasın yüzüne oğlunla kızın
İlahi Abdullah gözün kör olsun

Hani çok öğünüyordun, oflazdı ağzın
Hiç nişan yok sende, utanmaz yüzün
Görmedinmi saçılanı, körmüydü gözün
İlahi Abdullah gözün kör olsun

Vardım Yerköy'üne, aslını sordum
Meğer Kara Çadırmış o senin yurdun
Aşık Dursun'a da ne idi derdin
İlahi Abdullah gözün kör olsun
                                                1978

NAFİLE

Hasta olup baş yastığa düşünce
Sızılar azalar, derman bulaman
Eşin, dostun baş ucuna gelince
Oğlunu kızını kimdir bilemen

Çekilir gözüne bir kara perde
O candan sevdiğin dostların nerde
Geçerse ömrün pavyonda barda
Sen bunların hesabını veremen

Alsan abdestini, kılsan namazı
Gelsen şu camiye sen bazı bazı
İnsanın üstüne farz olan farzı
Korkarım ki hiç birini bilemen

Herkes bir gün “Tahta Ata” binecek
O cansız vücudun sapıtmaya inecek
Münkir, Nekir baş ucuna gelecek
Dilin durur, hesabını veremen

Aşık Dursun ne söylesen az olur
Anlayana sivrisinek saz olur
Ömür geçer bahar olur yaz olur.
Sen bu ömrün kıymetini bilemen
                                           
cengiz
Kayıtlı Kullanıcı
Kayıtlı Kullanıcı
 
Mesajlar: 1353
Kayıt: 14.02.2006, 11:25
Konum: İstanbul


0 kez teşekkür etti.
0 mesajına 0 teşekkür aldı.

Ynt: İÇ ANADOLU TÜRKÜLERİ

Mesajgönderen Sirius » 13.05.2006, 22:32

Üstadım ellerine sağlık. Çok güzel paylaşımlar bunlar. Bu vesile ile kendi yöremize ait türkü bilgileri dışındakileri Müzik Dünyası bölümüne taşıdım. Orada olması daha uygun olur diye düşündüm. Ne dersin ?
Kullanıcı avatarı
Sirius
Yönetici
Yönetici
 
Mesajlar: 12975
Kayıt: 30.01.2006, 14:28
Konum: Nevşehir


19 kez teşekkür etti.
40 mesajına 46 teşekkür aldı.


ÖncekiSonraki

Dön Türkülerimiz-Sözleri-Hikayeleri

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 5 misafir